19 Şubat 2010 Cuma

Nesobaby on Board 2

Kutup ayısı geliyor kaçııın :)
Dağda bile çekelim diye bize anten taktılar :)

Geçen haftasonunu da büyük bir hevesle hazırladığımız organizasyonumuz Uludağ'da geçirdik. Sanırım 15 kişilik bir gruptuk ve keyifli bir yolculuğun ardından Uludağ topraklarına ayak bastık. Hava buzz gibiydi ama içimizdeki eğlence ateşiyle yanıp tutuşuyorduk. Daha önce kaldığımız otel (Uslan otel) çok başarılı olduğu için tekrar aynı turla gitmeye karar verdik. Bu seferki otelimizden (Büyük Otel) hiç memnun kalmadık maalesef :( Ama hepberaber gitmiş olmamızın verdiği memnuniyet oteldeki memnuniyetsizliğimizi bastırdı :) (Neden memnun kalmadın derseniz : bizim oda büyük ve soğuktu, evli arkadaşların çoğu ayrı yataklı küçük odalara verilmişti. Gerçi onların odası da çok sıcakmış :) Bizim odanın duvarları nemliydi kıyafetlerimiz de nemlendi. Personel de en gıcık olduğum personel tipi, ilgisizlerdi) Özetle giderseniz Uslan oteli tavsiye ederim ;) Fiyatına göre yemekleri de çok lezzetli odaları da çok temiz ve sıcak.



(Burada bu sevimli minik köpiş oyun oynarken eldivenimi kaptı yaklaşık 10 dk onu geri almaya uğraştık)

Cumartesi günü tipi nedeniyle hiç kayamadık diyebilirim. Ben bile yılların usta bordçucu :P nesobaby daha liftten çıkarken yarı yolda rüzgarın azizliğine uğrayıp yere kapaklandım ve dizlerimin üstünde bir süre sürüklendim. Sanki böylesi işimize geldi ve otele dönüp bütün gün yiyip içip sohbet ettik :) Canım arkadaşım Gülden ve eşi Ömür 'de bu hoş ve bol kahkahalı sohbeti bizlerle paylaştılar (TRT spiketi gibi yazdım ha) Akşama kadar herkes dağılmış kafasına göre takılıyordu. Yemekten sonra cümbürcemaat şömine başına toplandık ve birazdan göreceğiniz fotoğraflar ortaya çıktı (Devamı için tıklayınız.) Sanırım bunu alışkanlık haline getirdim ve her gittiğim yerde bu pozu vermeye başladım. Napayım zıplamak hoşuma gidiyor :)) Bir de insanları da benim gibi zıplamaları için zorluyorum ya bravo bana!

Bu hareketleri yapıyoruz diye sanmayınki otel boştu, otel baya doluydu ama biz etraftaki meraklı bakışlara aldırış etmedik tabiki
Bu fotoğraftan ne anlıyoruz? demekki biraz zorlasam benden de balerin olurmuş :)



(Evet Burak Yıldırım (2 mt civarı) kadar uzun değil biliyoruz fotoğraf için bazı hilelere başvurduk :)) çaktırmayın


Bu da ma-aile çekilmiş bir fotoğrafımız

O gece uludağ'ın popüler mekanlarından Mandıra'ya gittik (geçen sefer çok beğenmiştik) O kadar kalabalık bir grup olup çok eğlenmemize rağmen sevgililer günü partisinden elimiz boş döndük (en çok eğlenene hediye vereceklerdi) Biz erken döneriz sabah erken kalkıp kayarız derken bizim grubun bekarlarından önce otele döneceğimizi sanarken her çıkan şarkı da " ay bu da bitsin öyle dönelim" diye diye gece dönüşümüz 3.30'u buldu. Unutmadan gecenin şanslı kızları Ayşe ve Gaye idi ;)



Ertesi sabah yataktan kendimizi kazıyarak uyandık ve güzel bir havayla güne başladık. Şansımıza bütün gün kayabileceğimiz temiz bir hava vardı. Hatta bütün günümüzü Kuşaklıkaya pistinde geçirdik. Kayak Türkiye'den arkadaşlar ile uzun ve geniş ( hatta en başı baya dik ve ürkütücü) bu pistte tozu dumana kattık ( yani kar'ı :) Sağolsunlar düşünüp içmek için sıcak birşeyler getirmişler yanlarında. Biz de zirvede bu güzel günün şerefine kadeh kaldırdık.


Anlayacağınız her türlü engele rağmen çok eğlenceli bir haftasonu geçirdik. Katkılarından dolayı gelen tüm arkadaşlarıma buradan teşekkür ederim :) Yine bekleriz, çağırırsanız biz de geliriz ! (Canım arkadaşlarım Gülden ve Ömür, Ayşe ve ablası Funda ve yeğeni Fatoş , Gaye, Banu ve Yıldırım , Ecmel ve Cemal kızları minik prenses Damla, Ebru, Çağdaş ve Funda)

17 Şubat 2010 Çarşamba

Nesobaby'den Balerin Olur mu?

Don Kişot'tan balet olursa benden balerin neden olmasın :) Hem neyim eksik o çirozlardan fazlam bile var :)) Yaklaşık 10 kilo kadar fazlam , ne mutlu bana yunusluktan balinalığa terfi ettim !

Dün akşam Seda'nın öncülüğünde Kadıköy Süreyya Opera Salonunda Don Kişot bale gösterisine gittik. İlk kez balerin görmüyorum tabi ama böyle bir gösteriye ilk kez giden ben çoğu yerde ağzım açık hayran hayran zarif balerinleri izledim. İzlerken uyuyakalacağımı bekliyordum ama gayet güzel bir dans gösterisi ile karşılaştım. O balerinlerin havada süzülüşü , pıtıpıtıpıtı parmak ucunda yürümeleri ahhh ahh ben neden balerin olmamışım? Anne beni neden balerin yapmadınız? Çocukluğumdan beri pek bir özenirim dansçı kimliklere. İlkokulda en samimi arkadaşlarımdan biri baleye giderdi. Hatta şimdi de bale öğretmenliği yapıyor. Onun parlak taytlar giyip zarif hareketlerle dans etmesini hayran hayran izlerdim (ah ne özenirdim o parlak kumaş taytlara)


Dün gece de o zarif bacaklı elli kollu balerinlere öyle özendim ki çıkışta salonun merdivenlerinden inerken onlar gibi havalara atlayıp zıplayasım geldi. Hep bacaklarımı bu kadar esnek açabilmek istemişimdir küçüklükten beri bu hareketi yapabilmek hayalim olmuştur. Ama izlerken de karnım öyle acıkmıştı ki niyeyse canım lahmacun çekti (ne alaka?) Hem özeniyorsun hem yemeğe devam olmaz böyle Nesobaby! Haydi kendimize itiraf edelim: bu yaştan sonra benden balerin olmaz ama hayali bile güzelmiş :) Acaba balerin olsam daha mı mutlu olurdum? (kesin!) Balerinler de keşke balerin olacağıma bankacı olsam diyor mudur? (sanmıyorum :P ) Ama karar verdim kızım olursa balerin yapacağım :) En azından meslek olmasa da hobi olarak tercih edebilir. Balerin olmak hayali olan tüm kız arkadaşlarıma sevgiler !


11 Şubat 2010 Perşembe

Nesobaby on Board :)

Ocak sonu gittiğimiz Uludağ snowboard maceramızdan kocacım Burki'nin hazırladığı aşağıdaki videoyu Nesobaby production gururla sunar :)


video

Oyuncular
Esas Kız: Nesobaby
Esas oğlan / Esas Kameraman : Burki
Yardımcı Jön : UfukNoyan (Nam-ı diğer Fufu)

Yetenek Sizsiniz (Kedi versiyonu)

Bu kediler çok acayip yaratıklar. Ben mesela 2 seneden fazladır kedi annesiyim şu bizim totoş Karamel'e daha gel deyince gelmesini bile öğretemedim. Çok başına buyruk kendi ne isterse onu yapıyor. Köpekler gibi asla değil. Bir köpeği çok güzel eğitebilir kulun kölen yapabilirsin ama bir kedinin ancak sen kulu kölesi olursun. Kedinin sahibi olamazsın o senin sahibin olur. İstediklerini çok güzel yaptırır sana da isteyince kendini sevdirir istemezse suratına bir tane indirevirir (patik). Canı çekerse kucağına gelir yoksa hiç oralı olmaz. Ama ben onların kişilikli olduğunu düşünüp bu yönlerinden dolayı kedileri de ayrı bir seviyorum ( Kendi oğluşumu apayrı seviyorum :)

Şimdi paylaşacağım videoda kedileri nasıl eğitmişlerse resmen bir kedi sirki kurmuşlar. Moskova'ya yolum düşerse gitmeyi çok isterim. Kediler nasıl bakımlı ve güzeller. Ayrıca da çok şirinler. Çok seviyorum hayvanlarııı !! (Yılan timsah akrep sinek hamam böceği kene çiyan pirana hariç :)))
Not: Akşam eve geldiğimde çemberden Karamel'i geçirmeye çalıştım, Karamel Bey direk "ığğğhh" dedi ve geri kaçtı :)

video

4 Şubat 2010 Perşembe

Nesobaby'nin Masaüstü


Geçenlerde bir sitede gördüm (hatırlamıyorum hangi site olduğunu) yine bir mimleme olmuş , arkadaşı mimlemişler masaüstünü göster demişler (burdaki masaüstü desktop bilgisayar masaüstü ekranı) ama ben bunu kendi versiyonumla çevirdim. Ben de kendi masaüstümün cep telefonum ile fotoğraflarını çekip sizinle paylaşayım dedim.

1. fotoğrafta gördüğünüz gibi masamın genişliğinden istifade ederek ne var ne yok masamda her türlü börtü böceği muhafaza ediyorum. Küçük aynam (arada kaşımı almak için iyi oluyor :P ) arkada seperatörlere yapıştırılmış canım oğluşumun 2 aylıkken babasının çektiği fotoğrafı ve kocacığımla benim pek bir güzel çıktığımız boğaz manzaralı fotoğraflarımızı , biraz önde içinde kullanmadığım bir sürü kalem makas gibi tesisatın bulunduğu kalemlik , notluk, deniz yıldızım, ataçlığımın içinde kötü kedi şerafettin adını koyduğum baygın bakışlı oyuncağım ve yanında Gülden'in masamda sanki çok az ıvır zıvır varmış gibi kendi masasındakileri temizlerken verdiği turuncu ahşap kedi, arkada nikah şekeri magnetimiz, canım kuzenim Özgün'ün yıllar önce verdiği benim gibi dengesiz terazinin dengesini temsil eden dengeli metal adam ve yine Özgün'ün yaptığı örgü kaktüs ile gerçek kaktüsüm. Özgün'ün oğlu biricik yeğenim Tan'ın çok sevdiğim uyurkenki fotoğrafı. Gülden ile Neslihan'ın doğumgünümde aldığı gül şekilli browniden arkada kalan doğumgünü mesaj kartı ve Aytuğ'nun verdiği kulaklı durmuş çalışmayan masa saati :) Annemin aldığı üzerinde not olmayan kalpli notluk ve Seçil'lerin nikah şekeri inekli notluk :) (yine üzerinde not yok dikkat ederseniz) en solda da veterinerimizin takvimi ve bilumum çalışma kağıtları üzerinde işle ilgili ıvır zıvırların yazdığı. Bir de işyerinde çok kullandığım allı pullu pembe bozuk para cüzdanımı da görebilirsiniz.
3. fotoğrafta masamın kalan diğer kısmından bir görüntü. 1990'lardan kalma kocaman bir monitör ve ekranında tabi yine benim kocacımla fotoğrafım, görünmeyen tarafında da bir sürü sıkıcı klasör :P yanda gıcık mavi dosyalarım , arkamda onun 2 katı kadar daha dosya varki onu da çekip fotoğrafını koyup içinizi karartmak istemedim. Sürahim su içmeyi unutmayayım diye hep yanımda durur. Telefonum susmak bilmez :P Arkadaşım Ebru'nun olan ama bakımını benim üstlendiğim, o bizim bankanın gebzedeki binasına taşınınca da tamamiyle bana kalan çiçeğimin yapraklarını görebilirsiniz. Yine dosyalarımın üstünde güzel bir kedi fotoğraflı eski yılın takvimi ( fotoğrafları güzel olduğu için hala saklıyorum :)

İşte böyleeee. Şimdi ben de canım Sedoş'u ve cici anne adayımız Berrak'ı ve sevgili kuzenim Özgün'ü mimliyorum bakalım onların masaüstü nasılmış???


3 Şubat 2010 Çarşamba

Kadın Olmak mı Erkek Olmak mı?


Adamın biri hastalanıyor. O gün canı, işe gitmek istemiyor.İçinden Allah'a şöyle bir dua edeceği tutuyor: -'Allah'ım, her gün işe gidip 8 uzun saat boyunca evim ve eşimin rahatı için çalışıyorum. Eşim ise sadece oturuyor. Ne olur, birgün benim yerime geçip, ne kadar zor bir hayat yaşadığımı görmesini sağla.' Hikaye bu ya, birdenbire adamın dileği yerine geliyor. Ertesi sabah, karısının bedeninde uyanıyor. Hemen yataktan fırlıyor. Eşinin kahvaltısını hazırlıyor. Çocuklarını uyandırıyor. Elbiselerini hazırlıyor. Onların da kahvaltılarını yaptırıyor. Beslenme çantalarını hazırlıyor. Çocukları okula götürüyor. Eve d önüp, evi toparlıyor. Yıkanacak bulaşıkları ve çamaşırları hallediyor. Temizleyiciye götürülecek olanları eline alıp telefon faturasını ödemek için bankaya gidip sıraya giriyor. Faturayı ödedikten ve temizlikçiye uğradıktan sonra, akşam yemeği için alışverişe gidiyor. Eli kolu dolu bir vaziyette eve dönüyor. Bu arada öğlen oluyor. Evi süpürmeye başlıyor. Eşyaların tozunu alıyor. Mutfağı siliyor. Çocuklarının okuldan gelince yiyeceği keki pişiriyor. Eee artık çocukları okuldan alma zamanı da geliyor. Yolda onlarla sohbet ediyor. Okulda olanlar konusunda akıl fikir veriyor. Eve geldiklerinde derslerini kontrol edip, çalışma masalarına oturmalarını sağlıyor. Süt ve kek getiriyor. Bu arada yıkadığı çamaşırları ütülemesi gerekiyor. Ütü bittiğinde ancak akşam yemeğini hazırlayacak kadar vaktinin kaldığını fark ediyor. Hemen patatesleri soymaya başlıyor. Salata malzemelerini yıkıyor. Pilav için pirinci ıslatıyor. Etleri çıkartıp, fırın için hazırlıyor. Kocası eve geldiğinde, onu sofraya tabakları yerleştirirken buluyor. Akşam yemeğinden sonra, önce eşinin kahvesini pişiriyor. Masayı topluyor ve bulaşıkları hallediyor. Eşinin ve çocuklarının ertesi gün giyeceği kıyafetleri kontrol ettikten sonra çocukları yatırıyor. Onlara hikaye okuyor. Televizyon seyretmeye ve biraz da gazete okumaya salona dönüyor ki, eşi onu yatak odasına çağırıyor. Ne de olsa , adamcağız bütün gün onlar için çalışıp, yoruldu, şimdi rahatlaması ve gevşemesi gerekiyor. Bu da zaten onun görevi.>>>> Ertesi sabah uyandığında hemen Allah'a yalvarmaya başlıyor : -'Allah'ım özür dilerim. Ben ne dediğimi bilmiyormuşum. Karımınhayatını rahat zannetmekle ne halt ettiğimi şimdi anladım. Lütfen beni eski halime döndür.' Allah cevap veriyor : -'Evet, dersini aldığını görüyorum. Herşeyi değiştireceğim ama maalesef 9 ay beklemek zorundasın, çünkü dün gece hamile kaldın.'




Her ne kadar kadın olarak doğmaktan memnun olsam da bazen içimden "bende şans olsa bu dünyaya erkek olarak gelirdim" diyorum. Erkekler özellikle de Türkiye'de bana göre kadınlardan daha şanslılar. Eşine yardım eden, ev işlerinden anlayan, bir işin ucundan da ben tutayım diyen erkeklerin sayısı ne kadar az? Halbuki hangi çağdayız? Bu sayının daha çok olması gerekmez miydi? Suç bizde mi yoksa onları bu şekilde yetiştiren hazıra konmaya alıştıran kaynanalarda mı? (Tabi ki suçlu kaynana :)) gıcık gelin) Acaba ben mi beceremiyorum? Ama evde ne iyi yolla ne ödül yöntemiyle ne de başka stratejilerle bu işi başaramadım. Belkide zamanla olacak birşey ama en güzel yıllarımızı kocamıza kul köle olarak geçiriyoruz. Çalışan kadın için bu iş daha da zor. Hem evde hem işte çifte mesai yapıyoruz. Çocukluları düşünemiyorum (bende yarım çocuklu sayılırım :)) Karamel'in bakımı da bende) Annemin evindeyken kendime daha çok vakit ayırabilirdim. Şimdi tırnağıma bir oje bile süremez oldum (Yorgunluktan üşendiğim için :) Sizde durumlar nasıl? Bir pazar sabahı kocanızı yataktan kaldırıp markete göndermek sizin için de ehliyet sınavını geçmekten daha zor mu? Şu cümleyi kaç kere duyuyorsunuz "Canım beni hiç bulaştırma beceremem, sen yapmak istemiyorsan dışardan söyleyelim gelsin/ temizlikçi tutalım yapsın " Tavsiyelerinizi ve yorumlarınızı hatta yaşanmış gerçek tecrübelerinizi yazın. Bir de en sevmediğiniz ev işini yazın (Benim toz almak mesela) Öptüm sizi !

1 Şubat 2010 Pazartesi

Nesobaby Hamam'da


Cumartesi günü Seda bizi evlerine çağırdı ve mesaja da ekledi "kızlar için ayrı bir aktivite düşüneceğim". Bu artık alınması gerekli bir aksiyondu çünkü biz patır patır evli çiftler kervanına katılmış ve her toplanışımızda PS oynayan kocalarımızın yanında ezik ezik oturup kafa şişiriyorduk. Değişik fikirler ortaya attık ama sonunda kendimize aktivite olarak "Hamam Sefası" nı bulduk. Çok paralar vermeye gerek yoktu. Amaç belliydi. Gidip keselenip iki köpüklenip göbek taşında stres atıp eve geri dönecektik. Seçil'in bankasını kurtarması için sürekli bilgisayar başında olması gerekiyordu. Henüz su geçirmeyen bilgisayar yapılmadığından (varsa da bizde yok) Seçil evde bekledi biz de Seda'yla Küçükyalı (Merkez) hamamının yolunu tuttuk :)

Buraya kadar herşey normal. Asıl şoku hamamın kapısından içeri girdiğimde yaşadım. İlk ve son hamama gidişim 5 veya 6 yaşlarında anneannemle olmuştu. Ayağımın kaydığını ve totomun üstüne düştüğümü hatırlıyorum.Malumunuz henüz küçücük bir çocuktum ve hamam ortamını gayet normal bulmuştum (utanma duygum gelişmemişti). Ama bu seferki deneyimim çok farklıydı. Hamamın bu kadar dolu olacağını düşünememişim belkide o yüzden bu kadar çok şaşırdım :) İçerisi koca koca memeli yaşlı teyzelerle doluydu ( Memeden başka şeyler de vardı ama orasını söyleyemeyeceğim :)) Sanki bütün mahallenin teyzeleri anlaşmış "haydi bir kese attırıp gelelim kızlar" demişti. Teyzenin birinin yanında gazoz diğeri elinde sigarası ( bu arada cıbıllar hepsi) diğer ikisi birilerinin dedikodusunu yapıyor ( bu teyzeler de çıplak ama sanki giyiniklermiş kadar rahatlar karşılıklı derin bir sohbet) ben aman gözüm takılmasın ohaa o göbekte nesi yuhh kadın resmen çıplak diyerek aralarından geçerek kendimize gözlerden uzak bir yer arıyordum. Tabi bizim Seda alışıkmış ortama, garip olan ve sanki bikini ile değil de boğazlı bir kazakla hamamda dolaşıyormuşum gibi dikkat çeken bendim sanki. Teyzenin biri donsuz dolaşıyor ama teyzede öyle bir göbek varki aşağı doğru sarkmış, donsuz olduğu ancak arkasından bakınca anlaşılıyor, düşünün yanii!!!

Yavaş yavaş buharın da etkisiyle ortama ısınıp kesemi köpüğümü hafiften sırt masajımı da yaptırıp bir an evvel kendimi bu samimi ortamdan dışarı atma çabasına girdim :) Hayır keseden sonra çok rahatladım o ayrı ama ortam beni öyle bir şaşırttı ki akşama bize tatlı olarak tavuk göğsü ikram eden Sedoşa " yok artık bugünlük daha fazla göğüs görmek istemiyorum " dedim :) Sıcağın etkisiyle vücut baya bir hararet yapıyormuş. Soğuk gazozun o teyzenin yanında ne işi olduğunu sonradan canım buz gibi bir bardak gazoz çekince daha iyi anladım. Göbek taşına yatıp tavandaki delikleri seyrederkende niyeyse kendimi Hürrem Sultan'ın sayfalarının arasında hissettim :) Ara sıra hamama gitmekte fayda olduğunu düşünsem de çok sık olmasın zira bünyeme ve gözlerime garip geliyor :))

(Fotoğraf internetten indirilmedir kişilerin bizimle alakası yoktur :))

Böyle Kampanyaları Çok Seviyorum


Bazılarının ilgisini indirim kampanyaları çeker. Ben ise paylaşmaya yönelik kampanyaları çok seviyorum. Bir araya gelip toplaşınca "Bir elin nesi var iki elin sesi var" misali çok güzel çalışmalar ortaya çıkabiliyor. Mehtap'ın sitesini takip ederken gözüme ilişti inceledim ve ben de sitemde duyurayım da daha çok kişiye ulaşalım diye düşündüm. Hatta siteyi çok takip eden olmadığı için mail ile de paylaşmayı düşünüyorum :) Evinizde sıkılan oyuncakları Haiti'li depremzede çocuklarla paylaşmaya ne dersiniz? Üstelik bunun için Haitiye kadar gitmenize gerek kalmayacak. Bunu sizin için yapan bir topluluk var. GEA. Yapılan çalışmalar çok anlamlı. Bu yaz Haiti'nin Labadi adasında bir günümüzü geçirmiştik. Doğası cennet gibi bir yer ama maalesef halkı çok fakir. Ben de iletişime geçip gönderilecek oyuncaklar ayarlamayı düşünüyorum. Güzel şeyler paylaştıkça daha da güzel oluyor. Bu duyguyu yaşamanızı tavsiye ederim :) Sevgiler...